27 Eylül 2007 Perşembe

Ben Goossens


merhaba bugün size Ben Goossens’den söz etmek istiyorum..1945 doğumlu olan sanatçı, fotoğrafın Dali’si olarak nam yapmış değişik bir yorumcu..fotoğrafta sürrealist çalışmanın ne kadar heyecan verici olduğunu tüm dünyaya kanıtlamış bir usta..uzun yıllar reklamcılıkta kariyer yapmış ve yaratıcılığının verdiği büyük güçle kendi tarzını yaratmış biri..
eğer fotoğrafta yaratıcı bir parıltı yoksa o fotoğraf daima eksiktir..varolanı estetik bir biçimde resimlemek de elbette bir sanattır..ama soyut olanın imgelenmesi ve bunun, gerçeküstücülüğün tüm sınırsızlığıyla, cömertçe sergilenebilmesi apayrı bir yetenek ve bilgi işidir..kısacası modern dünyanın digital sanatçısı nelere imza atmış birlikte görelim.. sözcüklere, yetersizlik duygusunu daha fazla yaşatmaya gerek yok..


Tuncay Özkan'dan Çağrı

ÇAĞIRIYORUM
Bizler öylesine mükemmel dostlar, kardeşler, sevdalılarız ki; vatan, namus ve ahde vefa denildi mi, yarimizin üstüne yar, sevdamızın üstüne sevda, kavlimizin üstüne kavil yok.
Bizler öylesine dostlarız ki, çağırdık mı koşarız bir birimize, kelimesiz , yazısız şartların oluşması yeter,anlaşırız...
Kaç kez sınandık yollarında Anadolu’nun.
Kaç kez çağırdık birbirimizi ve iki elimiz kanda olsa koştuk geldik yaramıza tuz, sevincimize sevinç, azmimize ateş olduk.
Şimdi yeniden, gücümün yettiğince yeniden, bir daha sesim çıkmamacasına bağırıyorum bağırıyorum ...
Herkesi yeniden :
“ ÇAĞIRIYORUM”
Gelincik gelincik açmak için coşmak, akmak için, yeniden yeniden yaratmak için:
“ÇAĞIRIYORUM”
Zulm ile başını eğen halkım...
Silkin doğrul artık, günü geldi kavganın.
Nedir başınız önde, sesiniz kısık...
Ölü toprağı üstünüzde...
Babanız öldü biliyorum...Benim de öldü...
Ama ya evlatlarınız, onların acısını göstermesin Allah, onlar için kalkmayacak mısınız ayağa...
Onları zalimin gözyaşına, süslü lafına, kirli parasına , ruhunu tanrıyı ararken şeytana kaptıran büyük suçuna ortak mı sayacaksınız?
Olmaz efendim olmaz...
Olamaz...
Yeniden, yeniden....
Herkesi yeniden:
“ÇAĞIRIYORUM”
Merhaba, çocuklar,
merhaba cümleten...
Vatan .
Namus .
Ahde vefa için yeniden...
Bilirsiniz, benim sizden kendim için hiç bir şey istemişliğim yoktur.
Ama bu sefer çocuklar için istiyorum, Türkiye’nin geleceği için diyorum:
Herkesi yeniden:
“ÇAĞIRIYORUM”
Diyorum ki;
“Tanrı ellerimizdir,
Tanrı yüreğimiz, aklımız,
her yerde var olan Tanrı,
toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte
ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.
İnsanlar sizi çağırıyorum :
kitaplar, ağaçlar ve balıklar için,
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler
İnsanlar sizi çağırıyorum
buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,
üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.
Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,
günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,
çocukların avuçlarında yeşerecekler.”
Onlar ki ağaca düşman, onlar ki çifte çubuğa,başağa, yağmura düşman, büyük ve arındırıcı nehirlerimize, işçinin emeğine, memurun şerefine,öğretmenin ilmine,öğrencinin beynine,düşünen insana, satılık olmayan vatana,ordusuna, cumhuriyetine, demokrasisine, Allaha düşman...
Onlar çocuklarımıza, çocuklarımızın mirasına düşman...
Daha ne durursun ey bahtı karam...
Daha ne beklersin?
Kaşının karasına, gözünün elasına, ormanının yeşiline,toprağının bereketine, namusuna, onuruna, sevdasına aşık olduğum vatan...
Daha ne durursun ey Anadolum...
Bilmez misin?
“Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi,
Müşkil o dur ki, ölmeden önce ölür kişi...”
Ölmeden öldürdüler mi bizi? Ölmeden öldürülmeye razı mı geleceğiz?
Kara topraklara mı gömdüler?
Nedir bu sessizlik?
Niye bu yas?
İlk mi uğradınız işgale?
Sen ey Afyonlum, Hatice ananın kesmedi mi memesini yunan kaçarken? Bir daha emziremesin diye.
Sen ay Gaziantepli Hayat ninem, senin burnunu, dudaklarını kesmedi mi kaçarken Karayılanın elinden düşman... Bir daha sevmeyesin diye.
Sizler sorun aklınıza hanginizde yarası yok alçaklığın, satılmışlığın, ihanetin...
Sizler Allah’dan başkasına kulluk yapmadığınız için çekilmediniz mi dara?
Sizler özgürlük, bağımsızlık ve adalet istediğiniz için işkence hanelerde kalmadınız mı?
Sizler değil misiniz yana yana çıkartanlar karanlığı aydınlığa.
Sizler değil miydiniz vatanı satmadıkları için katledilenler, zulmedilenler...
Sizler değil miydiniz bağımsız Türkiye diye bağırdığı için, milliyetçi Türkiye diye bağırdığı için kurşunlananlar.
Sizler değil misiniz yarasını yalayıp yalayıp çare yaratanlar...
Çağırıyorum, herkesi herkesi...
Gel aslanım, gel selvi boylum, al yazmalım kara bahtını da al gel.
Gelincikleri, bayrak bayrak, vatan vatan,namus namus meydan meydan dalgananları çağırıyorum.
Herkesi direnişe çağırıyorum.
Yobazlığa, softalığa, gericiliğin işgalina karşı zafere kadar direnişe çağırıyorum...
Bütün ulusalcıları, solcuları, sağcıları, yurtseverleri, milliyetçileri, vatan, namus ve ahde vefa diyenleri çağırıyorum.
Artık milyon milyon bir araya gelmeye çağırıyorum.
Diyorum ki...
Önce herkes herkesi getirsin.
Siz kaç kişisiniz diyorlar ya tükürük saçarak.
Onlara içimizden sadece bir milyon kişi karşılık versin. İnternette www.tuncayozkan.com üzerinden veya www.bizkackisiyiz.com adresinde buluşalım. Ama orada hemen ve önce tam bir milyon kişi buluşalım.
Sizleri önce burada birlikte olmaya çağırıyorum.
Sonra Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.
Türkiye’nin her yerinde yaraları biz saracağız, Hakkari’den, Kırklareli’ne biz varolacağız...
Anayasayı da biz yapacağız, Türkiye’yi de biz yöneteceğiz.
Tekliğe karşı çokluğu...
Seçilmiş krallara ,korkunun bezirganlarına karşı namusu, erdemi, demokrasiyi...
Zulme karşı adaleti...
Zalime karşı hakkı ve halkı savunacağız.
Yeni bir Türkiye yaratacağız.

22 Eylül 2007 Cumartesi

hayalet mi?



geçen gece inanmadığım bir korkuyla kanımın donduğunu hissettim..gece yarısı uyandım..her zaman yaptığım gibi yatakta dönüp duracağıma biraz kitap okuyarak tekrar uykumun gelmesini umdum ve kitaplığımın olduğu odaya gittim..masalımsı olduğu için mitoloji öyküleriyle dolu bir kitap seçtim ve bir saat kadar okudum..göz kapaklarım tekrar ağırlaşmaya başladı..doğal olarak ışığı söndürüp odadan çıktım..refleks olarak kapıyı kapatmıştım..bir adım attım fakat o ne! biri beni arkamdan geri çekti..yok canım bu düpedüz saçmalık..bu nasıl olabilir ? üstelik kapı da kapalı..odada benden başka kimse yoktu ki! herhalde bana öyle geldi diye düşündüm..tekrar adımımı attım inanılmaz bir şekilde tekrar aynı çekilmeyi hissettim..bir anda olduğum yere çivilenmiş gibiydim..müthiş bir korku dalgası vücudumda baştan ayağa bir tur attı..hiç kımıldamıyordum..tekrar kapıyı açıp ışığı yakacak cesaretim yoktu..çünkü tehdit zaten kapıdan geliyordu..hoş ben durunca bana yönelik eylem de duruyordu..peki benden ne istiyordu kapı nöbeti mi ? bana bin yıl gibi gelen bu kısacık anların ardından nihayet aklım işbaşı yapmaya karar verdi..olanca gücümle birkaç adım ilerledim..ardından yakalandığım gülme krizi sabaha kadar aralıklarla sürdü..çünkü vaziyet çok komikti..
bendeniz uykulu olma halinin vediği gaflet ile kapıyı kapatırken, sabahlığımın sarkan kuşağını kapıya sıkıştırmışım..e haliyle ben kalk gidelim dedikçe o da otur oturduğun yerde demek zorunda kalmıştı.. dünya dediğimiz şu global köyümüzde, kendi kendini bu kadar anlamsız bir şekilde korkutan kaç kişi vardır acaba ?..gülün gülün..neyse ki tek tesellim uykulu oluşum yoksa kendimi iyice berbat hissederdim herhalde..
böyle açıklanması mümkün ve kısa zamanda açıklığa kavuşan korkunç haller komik bir anıya dönüşüyor elbette..ama bazılarının yaşadıkları durumlar bu şansa sahip değil ve onlar kim bilir yaşamlarının geri kalanında nasıl bir paranoyayla haşır neşir yaşıyorlar..

bu tarz hikayelere meraklı olanların Creepy adlı tv programını izlemelerini öneriyorum..

mesela New Brunswick’e gitseniz ve bir otel odasında dinlenmeye çekildiğiniz sırada birden odanızda kesik başlı bir rahibe belirse, sizden kayıp kesik kafasını bulmanızı istese ne yapardınız ?



ya da Parkersburg Silver run tünelinden sıkça geçmek zorunda olan bir makinist olsanız ve gece vakti beyaz elbisesiyle bir hayalet kendini treninizin önüne atsa..



ya da şu kadınla karşılaşsanız?




bu öykülerden birisi west virginia nın tenha yollarında, gece, arabasıyla ilerleyen yalnız bir kadının başından geçiyor..kadın evine doğru gitmekteyken o ıssız yolda arabası bozuluyor.. kadın arabasından inerek motor kapağını açıyor..bu arada cep telefonuyla da yardım istemek için bir çok yeri aramaya çalışıyor..fakat cep telefonu çalışmıyor..geri kalanı aynen şöyle anlatıyor: “tamamen delirmiştim..kapağı kapattım sonrasında önümde tamamen siyahlarla kaplı bir kadın belirmişti..siyah bir atı vardı..nerden çıktığını anlayamadım.. merhaba diye seslenerek kim olduğunu öğrenmeye çalıştım fakat bana yanıt vermiyordu..ve bana o garip gözleriyle bakmaya devam etti..sonrasında atının üstünde bana gittikçe yaklaşmaya başladı..geri dönüp koşmaya başladım..bir ormana ulaşmıştım..buranın saklanmak için iyi bir yer olabileceğini düşünüyordum..fakat o ordaydı..nereye dönsem ordaydı..ağaçların etrafından, çalıların üzerinden sürekli koşuyordum..ama o hep ordaydı..her yerde o vardı..nasıl yaptığını anlamıyordum ama çok korkmuştum ve koşmaya devam ediyordum..bir an düştüm.. kafamı kaldırıp baktım ve o yine ordaydı.. yaklaşıyordu.. gittikçe yaklaşıyordu..fakat aniden gitti hiç bir yerde yoktu..ve sonra cep telefonum çaldığında daha da çok korktum çünkü daha önce çalışmıyordu..arayan kardeşimdi ve bana babamın bir kalp krizi sonrasında öldüğünü söyledi..
daha sonrasında annemle iskoçya’ya dayanan soyumuz hakkında sıkça konuştuk ve bana ölüm perisi adındaki efsaneden bahsetti..ben aslında bu tarz hikayelere pek inanmam ama artık inanıyorum..”

bu efsanelerden daha pek çok var..ama gözlerinin kırmızı olmasına gerek yok, günümüzdeki çarşaflı kadınlar beni hepsinden daha fazla korkutuyor..hayaletler var olsa bile görünmekten başka verebildikleri bir zarar yok..ama yaşayanlar her gün karabasan olma yolunda dev adımlarla ilerliyor tüm Türkiye’nin üzerine..



peki bu durumda ne yapacağız ?

15 Eylül 2007 Cumartesi

LOS FANTASMAS de GOYA / goya'nın hayaletleri



LOS FANTASMAS de GOYA

sinemadan çıktığımda ruhum bedenimde değildi..

hani yağmurlar yağar ya bazen..
hani gök gürler ya arkasından..
hani şimşekler çakar peşinden..
İşte öyle bir şey..
işte öyle bir şey..


bir yönetmen neden çekeceği filmin temasını, hala
taa 1792’den seçer, hiç düşündünüz mü? 215 yıl geçmiş..
hatta oturur, jean-claude carriere ile birlikte senaryosunu yazar?
adı goya’nın hayaletleri olsun diye mi?
filmin konusunu, adından dolayı goya sananlar,
e goya’dan bahsedeceksen doğal olarak o yıllara döneceksin diyordur şimdi bana..
ama film goya hakkında değil.. elbette çok önemli bir ayrıntı filmde goya, ama ayrıntı.. aynı senaryo, o dönemde yaşayan isimsiz bir ressamla kurgulansaydı da çarpıcılığını korurdu..çünkü mükemmel bir öykü, müthiş bir kurgu..
ama benim derdim filmin reklamını yapmak değil!
benim derdim; insanlar tarihlerini hiç unutmuyor, unutturmuyor!
üzerinden 200 sene de geçse,
dinin bir toplumda ne kadar tehlikeli bir güç olabildiğini,
dindarlık kavramının hangi uç noktalara taşındırılabileceğini,
savaş, işgal ve işkencenin nasıl birşey olduğunu,
Fransız İhtilalinin, iyi ve kötü neleri yerle bir ettiğini,
sanatçının gücünü ve kaderini,
tüm hayatını şerefsizce yaşayan birinin bile ölürken nasıl asilleştiğini,
bazen delirmenin inceliğini,
ve daha birçok detayı ortaya koyuyor..
tekrar tekrar anlatıyorlar ki unutulmasın!..
detaylar o kadar çok ve o kadar anlamlı ki,
bir daha yaşanmasın!..
herşeyi ama herşeyi anlatıyor..
anlatıyor derken, öyle Battal Gazi’nin İntikamı gibi bir anlatımdan söz ettiğim sanılmasın, sizi koltuğa çakıyor resmen..ve çağdaşlığın değeriyle vuruyor sizi..
hem kalbinizden hem beyninizden..

bir de bizim senaryolarımızı düşündüm sonra..
garip bir duygu çöktü omzuma..
hani eski bir resme bakarken..
hani yılları sayar da insan..
hani gözleri dolar ya birden..
işte öyle birşey..

onca şanlı bir kurtuluş destanı yazmışız ama hep kitap harfleriyle..
tarihimizde yaşananlar ne kadar çarpıcı, ama aktarım hep yalıtkan..
acılarımızı, mücadelemizi,başardıklarımızı hep sayılarla ifade etmişiz,
gençler tarihi matematiğin bir kolu sanıyor..

demokrasi büyük sayılarda..
ekonomimiz sayısalca istikrarda..
anayasamızın bile kaç madde olmalısını tartışıyoruz..
Atatürk’ün yaptıklarını 1,1 yok ediyoruz..
yerimizde sayıyoruz..
geri sayım yapıyoruz..

hani ıssız bir yodan geçerken..
hani bir korku duyar da insan..
hani bir şarkı şöyler içinden..
işte öyle bir şey..
işte öyle birşey..

13 Eylül 2007 Perşembe

10 Eylül 2007 Pazartesi

hocanın isyanı

kimler akıl veriyor cemaate..kimler akıl alıyor..
aklım almıyor..aklım almıyor..aklım almıyor..aklım almıyor..aklım almıyor..